Kul Hakkı Yemeyiz değil mi?

Web

Mehmet KANBER

 

Yediden yetmişe hepimizin bildiği ve daha küçük yaşlarda ruhumuza işlenen bir kavramdır kul hakkı. Annelerimizin bize öğrettiği ilk değerlerdendir. Arkadaşlarınla iyi geçineceksin, onlara saygılı olup eşyalarına zarar vermeyeceksin diye başlayan cümleler hala kulaklarımızda çınlar. Daha sonraki yıllarda manasını tam anlamasakta halk arasında hep duyduğumuz bir atasözüdür o; “kul hakkı yiyen iflah olmaz”.

Esas itibariyle kul hakkı en geniş anlamıyla, insanın sahip olduğu hak ve hürriyetler olarak kabul edilir. Bunlardan bir kısmı Allahın insana doğuştan bahşettiği haklardır. Mesela yaşama yani hayat hakkı gibi. Bir kısmı da daha sonraki hayatında elde ettiği haklardır. Mesela mal edinme ve mülkiyet hakları gibi. Bu hak ve hürriyetler en geniş şekliyle tüm medeni toplumlarda kabul görmüş ve bu günkü modern anayasalarda tek tek düzenlenerek koruma altına alınmıştır.

Biz anayasal düzenlemelerdeki hakve hürriyetleri değil, halk arasında bilinen kul haklarından bahsedeceğiz.
Öncelikle dinmizin birinci temel esası ve kaynağı olan Kur’anı Kerim kul hakkı (tabiki en geniş anlamıyla insan hak ve hürriyetleri) üzerinde hassasiyetle durmaktadır. Allahu tealanın iman esaslarından sonra en çok önem atfettiği emir ve yasaklarının çoğunu kul hakları teşkil eder. Emredilen amel ve ibadetlerin temelinde iyi ve güzel işler yapan yani salih amel işleyen insan olgusu vardır. Bu iyi insanlar, iman ve Kur’an esaslarına tam bağlı ve aynı zamanda tüm işlerinde insanlara ve onların hak ve hürriyetlerine son derece saygılıdırlar. İnsana ve onun haklarına saygı bir arada kardeşçe yaşamanın, aile, toplum ve millet olmanın en temel değeridir. Millet olup, tüm sosyal ve siyasi şartlarını oluşturarak devlet kurmanın ana esasıdır.

Kul hakkında bilinmesi gereken ilk prensip, Yaradan Rabbimizi, yaradılan insan ve kainat hakikatini idrak ederek, yaradılanı Yaradan dan ötürü sevmektir. Eğer insan, tüm varlığı ve haklarıyla Allahın yarattığı ve değer verdiği bir varlık olarak kabul edilirse, eksik ve kusurlarına rağmen onu Yaradan Rabbi adına sevmeye layık olur. Çünkü onu yoktan var eden ve hayat veren o yarattığı insana değer vermiştir. Yaradan Rabbini seven insanda, onun sevdiği ve değer verdiğini de sevecektir.

Allaha ve ahiret gününe samimi bir şekilde iman olmadan kul hakkı yeteri kadar değer bulmaz. Yaptığı olumlu ve olumsuz her şeyden hesaba çekileceğini tam inanmayan ve onun idrakinde olmayan insan, diğer insanların haklarını ancak kanunların emrettiği kadar saygı duyar.
İnanan bir insan için kul hakkı muhatabı kim olursa olsun, hangi ve inanç ve millete mensup olursa olsun değişmez. Tam aksine inancı itibariyle başka millet ve inançta onlara karşı daha da hassas olmak zorundadır. Zira bu durumda başka insanlara karşı dinini temsil sebebiyle sorumluğu artacağı gibi, ileriki zamanlarda helalleşme veya helallik alma oldukça zor olacaktır.
Biz kul hakkı deyince hep kolayına kaçıp toplumda mal veya para alış verişinde hak gasbı olarak anlarız. Aldığını vermemek, eksik vermek veya kardeşler arası mirasta haklarını yemek gibi. İşin aslında ise kul hakkı, beşeri münasebetlerde yani toplumsal ilişkilerde her türlü maddi ve manevi hakları ve değerleri kapsar. Birisinin malına zarar verme kul hakkına girmekte ise, onun hakkında suizanda yani kötü zanda bulunma, gıybet ve iftirada bulunma da kul hakkına girer. Kısaca özetlersek;
Anne, baba ve büyükler başta olmak üzere, insanlara saygı ve hürmet duymama,
Aldığını vermeme, eksik verme, borcuna sadık olmama,
Verdiği sözde durmama, randevusuna bilerek veya ihmalden geç gelme, başkasının zamanını alıp bekletme,
İş yerinde, oturduğu yerde komşularına selam vermeme, gürültü, park yeri ihlali v.s gibi zarar verme, ortak alanları temiz tutmama,
Yalan söyleyerek kandırma ve muhatabını yanlışa yönlendirme,
Bankaları, maliyeyi ve devleti dolandırarak ülkenin fakir, yetim tüm insanlarının haklarını yeme,
Anarşi, şiddet, terörle milleti ve devleti sıkıntıya sokma,
Millete ve devlete ihanetle müesses düzene zarar verme,
Eşler arasında bir birini kandırma, yasak ilişkiler içerisine girme,
Yasak ilişkiler yoluyla sadece eşlere karşı değil, aynı zamanda kendisi ve karşı tarafın, anne, baba, eş, çocuklar ve tüm akrabalarına karşı, karşılıklı kul hakkına zarar verme,
Bu ve buna benzer onlarca kul hakkı sayılabilir. İman ve Kur’an esasları temelinde meselenin özü anlaşıldığında, bu konulardaki her türlü hak ihlalinin kul hakkına girdiği kabul edilecektir.
Kul hakkı kavramı ve ona atfedilen değer toplumda adeta ölüm olgusu gibidir. Herkes hayatın faniliğini ve ölümün hepimize çok yakın olduğunu kabul eder ama, ölümü hep başkasına layık görür ve güya kendinden uzak tutar. Kul hakkı da aynen böyledir. Herkes her gün kul hakkını söyler, konuşur ve hakikatini anlatır, ama kendisinden ziyade başkasından bekler.
Konuyu Kur’anı Kerimden birkaç ayet ve Peygamber Efendimizden bir hadisle bitirelim:
Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin. Ancak, kendi rızanızla yaptığınız ticaretle elde etmeniz helaldir. Birbirinizin canına kıymayın. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir ( Nisa Suresi, 29).
Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, muhakkak ki karınlarını ateşle doldurmuş olurlar ve cehenneme boylarlar ( Nisa suresi, 10).
Bir de aranızda mallarınızı batıl sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günah ile yemek için, o malları hakimlere rüşvet olarak vermeyin ( Bakara suresi, 188).
Efendimiz (s.a.v): Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helalleşsin. Çünkü ahirette altının ve malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınır, sevapları olmazsa, hak sahibinin günahları borçluya yüklenir (Buhari).